12 Mart 2009 Perşembe

Ege Görgün: İçimizdeki düşman....

Photobucket
Ayın başlarıydı futbol hastası Sırp arkadaşım Dejan’dan bir mail aldım...

Birkaç gün önce kendi ülkelerinin “El Clasico”su sayılan Partizan-Kızılyıldız maçının 1-1 bittiğini, Kızılyıldız’ın golünü ise Djorde Tutoriç’in attığını söylüyordu. Hani Kocaelispor’un sezon başında transfer ettiği, sonra para mara ödenmesini bırakın, Başkan ellerindeki parayı da alır korkusuyla arkalarına bile bakmadan kaçan Sırplardan, stoper olanı Tutoriç. Yeniden eski takımına dönmüştü.

Gelen üç Sırp içinde en işe yarar topçu oydu zaten. Türkiye’den alacaklı ayrıldılar ama Beşiktaş-Del Bosque olayı bize yabancıların eninde sonunda paralarını aldığını öğretti. Ama bu parayı elbette bu işin sorumlusu olanlar değil, Kocaelispor ödeyecek.

Bu üç yabancının dışında epey futbolcu kaçtı Kocaelispor’dan. Kemal, Serhat, Bülent Bölükbaşı, Musa Büyük, Volkan Bekiroğlu, Özgür Bayer, Bayram Toysal, Ahmet Dursun ve şu an aklıma gelmeyen başkaları... 8O kadar çok ki, nasıl hatırlayayım!) Peki gitme gerekçeleri ne bu futbolcuların? Paralarını alamamaları...

Basit bir soru takılıyor aklıma. Kocaelispor’un 50 trilyon borcu olduğu söyleniyor. Bu para futbolculara verilmemiş. E, o zaman nereye gitti bu paralar?

Bakın, futbolcular gibi Kocaelispor’dan “Yandım Anam!” diye kaçan Yılmaz Vural ne diyor ayrıldıktan sonra.

“Eğer bir kulübün, mesela Kocaelispor gibi 60 milyon YTL borcu olabiliyorsa, siz Anadolu'daki kulüplerin mali durumunu bir düşünün. Kulüp başkanlığı gelen parayı, kendi işi için kullanmak gibi bir tuhaflığın içine girmiş."

Yılmaz Vural kimi kastediyor acaba?
Kocaelispor ikinci yarıya baştan aşağı yenilenmiş bir kadroyla başladı. Eskişehir maçında sahaya çıkan kadroya bakıyorum. Birlikte maç seyrettiğim eski yöneticilerden Teoman Gencal diyor ki, “Taner’i çıkar, sahadaki takımın değeri taş çatlasa iki trilyon!”

İki trilyon. Biz bunun yarısından fazlasını sezon başında tek futbolcu için harcayacağımızı taahhüt ediyorduk. Kaçan futbolculara bakarsanız harcamadık, kulübün borcuna bakarsanız harcadık.

Allah için, sahadaki iki trilyonluk takım o bilmem kaç trilyonluk takımdan daha yürekli oynuyor sahada. Sempati duyuyorum hemen çocuklara. İlk aklıma gelen şu oluyor: Paralarını peşin almışlardır umarım, sonlarının selefleri gibi olmasını istemem.

Taner saç baş yolduruyor kaçırdığı gollerle. Olsun, diyorum diğerleri gibi takımı bırakıp kaçmadı ya.

Teoman Gencal, “Taner’in hiç alacağı yok. Parasının tamamını aldı,” diyor. Taner’in gitmek için bir sebebi olmadığını anlıyorum.

Çevrem eski yönetimlerde görev almış yöneticilerle dolu. Neden ayrıldıklarını bir türlü söylemiyorlar. Ama sessizlikleri yeterince şey anlatıyor. Kaçan futbolcular, Yılmaz Vural’ın sözleri, kulübün borcu da öyle...

Yazılarımda Anadolu takımlarının makus talihini üç büyük takımın hakemler, medya, federasyon ve toplum üstünde kurduğu egemenliğine yordum hep. Bizi içeriden vuranları es geçtiğimi şimdi fark ediyorum. Asıl düşmanın içimizde olduğunu... Ve en kalıcı zararı dışımızdaki düşmanların değil içimizdekilerin verdiğini...

Eskişehir maçını kazandık. Kurtuluş Savaşı gibi bir maçtı bizim için. Ama vatanı kurtardığımız savaşla ciddi bir fark var arada. Biz yalnızca umudumuzu bir hafta sonraya taşıdık, bundan sonra oynayacağımız her maç Kurtuluş Savaşı bizim için.

Bana kalsa Kocaelispor düşmeyi çoktan hak etti. İkinci yarıya yepyeni bir takımla başlayıp ligde kalmak hangi ligin realitesine sığar. Ama yine Teoman Gencal uyarıyor beni. İyi bir Kocaelisporlu, iyi bir yönetici ve şehrin sevilen, güvenilen simalarından biri... 100 trilyonum olsa düşünmeden ona verir, “Başkan ol, kurtar şu Körfez’i derim.”

“Kocaelispor düşerse,” diyor, “bu borcu ödeyemez. Göztepe’nin, Zonguldakspor’un durumuna düşeriz, Şimdi en azından biraz biraz borç ödeniyor.” Dedim ya hamurunda yöneticilik var, benim görmediğim açılandan bakabiliyor olaya.

“Yeni bir yönetim oluşma ihtimali yok mu?” diye soruyorum.

“Takım düşerse, kimse o borcun altına giremez. Düşmezse de, bu yönetim yerinden kımıldamaz zaten,” diyor.

Doğru ya. Akan musluğun başında ayrılma ister mi insan? Hele bir de doymak bilmez bir susuzluğu varsa...

buradan copy paste

1 yorum:

Alfredo Di Stéfano dedi ki...

Ege Görgün farkı...

""Yazılarımda Anadolu takımlarının makus talihini üç büyük takımın hakemler, medya, federasyon ve toplum üstünde kurduğu egemenliğine yordum hep. Bizi içeriden vuranları es geçtiğimi şimdi fark ediyorum. Asıl düşmanın içimizde olduğunu... Ve en kalıcı zararı dışımızdaki düşmanların değil içimizdekilerin verdiğini...""