03.07.2008

İlk İdman

İdmana iş çıkışı gittik Emre Güneş'le. İş çıkışı açım tesislere gelmeden biraz kayıntı yapalım diyorum, giriyoruz en yakın markete simit, açma v.s alıyoruz çıkınca anlıyoruz biraz abartmışız. Elimizde poşetler kolalar, sanki tesislerin çimlerinde pikniğe gidiyor havasındayız. Sağolsun tesislerde gördüğüm& uuml;z herkese dağıtarak bir an önce sıyrıldık piknik modundan. Gittiğimizde antreman öncesi kurban kesilmiş antreman başlamıştı.

Taraftarların ilgisi iyiydi. Bu yönetimin yaptığı en iyi işlerden biri, taraftarlarla takımı buluşturması veya onların tabiriyle "takımı kentle bütünleştirmes i" olmuştur. Önceki yıllarda antreman malzemelerimiz saçma sapan renklerden oluşuyordu mesela geçen sene maviydi, önceki sene kırmızıydı yamulmuyorsam.

Futbolcuları maç öncesi havasında tribüne çağırdık, herkesin tribünü özlediği belli o sıcağa rağmen nasıl zıplıyor bağırıyoruz. Ufuk Çam'a üçlü çektirdik. Antremanı bıraktı Ufuk amigo ibo hesabı başladı üçlüye. Bir Video çektik pek iyi değil ama idare edin kariyerimdeki ilk video olur öyle şeyler..


Ufuk Cam lu - Watch more free videos

Asıl güzel kısmı idman sonrası futbolcularla azda olsa sohbet oldu. Emre`nin makedon göçmeni olmasından dolayı Sırpça mıdır nedir adamların bildiği bir iki kelime etti hemen kanka olduk. Sonra yarı ingilizce, yarı sırpça devam ettik. Tutoriç ruslar gibi soğuk bi adama benziyor ama daha ilk idmanda yabancı bir memlekette olabilir dedik, önyargılı olmayalıma getirdik. Dusan ise çok sempatik bir adam benziyor. En azından ilk izlenim öyle. Tutoriç ten sonra Dusan çok kısa geldi gözümüze. Onlada konuştuk Emre hemen makedon göçmeni olduklarını anlattı (tabi dusan doğru anladıysa) . Makedonya yı duyunca yüzü güldü biraz. Julio Cesar'ı yakalayamadık önden fırladı.

Dusan ve Emre Tutoriç ve Emre

Sonra Serdar geldi hemen yapıştık fotoğraf çekilelim hesabı. Emre makinayı aldı eline "oğlum kapandı lan bu" demesin mi.. Ben afalladım serdar'a sarılmış bir haldeyim. Serdar boş mu durur Emre nin o şaşkın halini görünce "Pili bitmiş olmasın" deyip Erol Taş gibi güldü. Antremanda o tişörtü öpmeseydi belkide küfür ederdim şimdi burda ama neyse oda bizdenmiş böyle laf sokmalar filan.

Serdar ve Ben

Birde yabancı adamlar var demiştim (demediysemde diyorum) evet tanımadığımız adamlar vardı idmanda. Herkes esmer ve küpeli arkadaşı kesiyordu tribünden en çok o dikkat çekti. Zaten antreman sonrası Emre'nin "Who are you?" demesiyle benim yarılmam çocuğun tırsması bir olmuştur. Heralde çocuk "kimsin lan sen" filan diye alğıladı ki epey tırsak gözlerle baktı sonra ben mükemmel ingilizcemle "Welcome, where are you from?" dedim. Çocuk Fransa dan Nice den gelmiş denenmeye. Hörmetler dedik sıradaki arkadaşa geçtik. Yabancı olduğu belli olan bu arkadaşa yaklaşımımız esmer arkadaştan daha profesyonel olmuştur. "Hello", "welcome" ,"where are you from? "what is your name?"" gibi seri cümleler kurduk bu seferde çocuk hangisine cevap vereyim diye şaşırdı. Sonunda adının Nicolas olduğunu ve Auxerre'den geldiğini öğrendik. Gelen çocukların yaşları epey genç. Özellikle Nicolas; Dusan gibi sıcak kanlı bi çocuğa benziyor. İlgiden epey memnundu. Umarım yeteneklidirler ve takımda kalırlar.

Resimde En sağdaki Nicolas, Onun yanındaki Nice den gelen Kamel. Kamel, Zidane gibi Cezayir asıllı insan hayal kurmadan edemiyor neden ona çekmesin futbolu.

Bu idmandan sonra gördüm ki, Süper Lig gibisi yok. Yabancı futbolcularla kanka oluverdik bir anda. İdman olayını sevdim. Kartepe Kampı olsunnda birgün yine Emre ile gider sizle paslaşırız.

Unutmadan Şükrü Abinin adını verdik gol kralımız Taner Gülleri ilede kanka olduk.

Taner ve Ben

02.07.2008

Sekasız Süper Lig

Ben çocukken her maç öncesi çuvallarla konfeti gelirdi Sekadan. Kocaelisporu sevmemizde katalizör olmuştur. Fabrika devletin olduğu için işçiler 2 haftada bir maç için çalışır konfeti hazırlar sonra 2 hafta yatarlardı. Arjantin ligi tribünleri gibi oluyordu heryer konfeti futboldan zevk almasan bile sırf bu cümbüş için gidilirdi stada. Çuvallarla gelen konfetileri tribünde birbirini paralayarak kapmak kadar zevkli gelmez eğer onları elden verselerdi. Hemde çuvallarla olurdu bazen ikişer üçer tane alırdı herkes her golde atılır hala bitmezdi, ancak o staddan tribüne atılan konfetileri havada kapmak bambaşka bi zevkti. Sekada çalışan işçiler bile maça gelip birbirini ezerdi konfeti kapmak için...

5 sene 2.ligden sonra işte şimdi Süper Lige geldik! Maçlardan önce yine konfeti olmaz mı? elbette olur, ancak o çuvallarla gelip havada kaptığım seka konfetsinin yerini asla tutmaz.

Güzeller #2 Ege Görgün - Yeşil... Siyah... En Büyük... Körfez...

Büyük işlere imza atmış küçük kent takımları onlar. Ligin kaderini değiştirip filmin klişe hikayesini baştan yazamasalar da, o hikayede hep kayrılan “esas oğlanları” korkutmayı başarmış; kaybetmeye mahkum olduklarına inananlara bunun aksini ispatlamış; insanlara belki de ömürlerinde ilk defa (belki de son defa)“kazanan ne hissedermiş” onu hissettirmiş kahramanlar... En üst ligde hiç şampiyon olamadan efsane olunabileceğinin kanıtı takımlar. Onlardan biri de Kocaelispor.

1992-93 sezonunda ilk yarıyı lider tamamlayan Kocaelispor, önceki ve sonraki Anadolu Efsaneleri gibi şampiyonluğa ulaşabilecek ritmi ve ruhu yakalamıştı. Takımın maddi yönden güçlü olması da önemli bir avantajdı. Ama başta Bülent Uygun olmak üzere, İstanbul takımları tarafından aklı çelinen futbolcuların motivasyonlarını kaybetmeleri bu rüyanın gerçekleşmesine mani oldu. Körfez belki lig şampiyonu olamadı ama sonraki yıllarda kazandığı iki kupa şampiyonluğu ve İstanbul’un üç büyük takımı karşısında aldığı sürpriz galibiyetlerle hafızalara ve gönüllere kazındı.

Binlerce cana mal olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi sonrası Kocaeli yalnızca dıştan görünebilen hasarlardan değil, derinden yürüyüp gittikçe ağırlaşan psikolojik ve maddi travmalardan da muzdaripti. Yine de bu zor dönemde dahi Kocaelispor ligde tutunmayı başarıyordu. Bu direnişteki büyük pay maddi manevi hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, kente gönül borcunu bu şekilde ödeyen bazı futbolculardı. Bazılarıysa ardına bakmadan kaçmışlardı kentten. Direniş çok uzun sürmedi, Kocaelispor 2002-2003 sezonu sonunda küme düştü. Körfez’in bir alt kümedeki sürgünü tam beş sezon sürecekti.

Tarih: 11 Mayıs 2008
Yer: İzmir Alsancak Stadı
Kocaelispor sezonun gol kralı Taner Gülleri’nin attığı golle deplasmanda Altay’ı 1-0 yendi. Bu galibiyet Kocaelipor’un Bank Asya 1. Lig Şampiyonu olduğunu ve gelecek sezon Süper Lig’de mücadele edeceği anlamına geliyordu. Üç büyüklerin ev sevmediği deplasmanlardan biri yeniden fikstürlerde boy gösterecekti. Kocaelispor’un en kötü dönemlerinde bile İstanbul takımlarını çelmelemeyi başarmasına sahne olan o mütevazı sahası, İzmit İsmet Paşa Stadı bir kez daha Süper lig takımlarını ağırlamaya başlayacaktı.

Tarih: 11 Mayıs 1980
Yer: İzmit İsmet Paşa Stadı
“İçinden tren geçen şehir” İzmit’in her yanı yeşil-siyah bayraklarla bezenmiş. Çünkü bugün Kocaelispor ikinci ligdeki son maçına çıkıyor. En yakın rakibine 9 puan fark yapan Körfez ta üç hafta önceden garantilemiş şampiyonluğunu; Sarıyer maçında da şampiyonluk turunu atmış bile... Üstelik federasyonun verdiği saha kapatma, hatta hükmen mağlubiyet cezalarına rağmen... Onun için yeşil-siyahlıların Vefa ile oynayacağı bu son maç yalnızca bir formalite karşılaşması artık. Öyle ki Vefa maça “Kocaelispor’a 1. Lig’de Başarılar Dileriz” döviziyle çıkıyor sahaya.

Şampiyonluğu garanti Kocaelispor’un aklı seneye top koşturacağı 1. Lig’de anlaşılan. Çünkü ne gol atmaya niyetleri var, ne de galip gelmeye. Seyirci devreye giriyor hemen. Şımarmaya hacet yok. Islıklarla takımı kışkırtıyorlar. Plan işe yarıyor. İkinci yarı oyuna giren Mustafa’nın 75, Ceyhun’un 89’uncu dakikada attığı gollerle Körfez 2. Lig’e galibiyetle veda ediyor. Bu unutulmaz tabloda yer alan futbolcular ise kaleci Baha, Zeki, Kamil, Kaptan Mahir Danabay, Gürbey, Nuri, Ahmet, Kamuran, Orhan, Baturman, Mustafa, Ceyhun ve bugünün popüler teknik adamı Güvenç Kurtar...

Tarih: 30 Mayıs 1982
Yer: İzmit İsmet Paşa Stadı
Yedi yaşındaki çocuk babasıyla ilk maçına gidiyor. Futbolla pek ilgisi yok, o daha çok bir televizyon çocuğu. Kocaelispor’la da ilgisi hiç yok. Dedik ya, o televizyon çocuğu. Ama çocuk bu maçı hiç unutmuyor. Babasıyla gittiği için mi, futbolu görür görmez aralarında bir yıldırım aşkı doğduğu için mi, yoksa her ikisi birden mi o da bilmiyor. Ama son derece sessiz sakin, munis bir adam olan babasının maç sırasında nasıl değişip futbolculara sövüp saydığını iyi hatırlıyor. Babası hiçbir zaman, hiçbir konuda fanatik olabilecek biri değil oysa ki. “Ben maça deşarz olmak için geliyorum!” diyor bir gün de, durum anlaşılıyor. Adamcağızın maçları aynı zaman da terapi maksatlı takip edilor. Yine de Kocaelispor’dan başka takım tutmuyor babası, ki bu ikinci takım olarak bir İstanbul takımı tutmanın pek bir revaçta olduğu küçük kentlerde kıymeti harbiyesi olan bir özellik. Oğlu da büyüyünce babası gibi oluyor.

Kocaelispor’un rakibi Diyarbakırspor. Kayıtlara göre tribünlerdeki seyirci sayısı 2616. Belki beşyüz tane de beleşçi vardır, bir sürü de birinin çocuğuymuş gibi yapıp içeri girmiş velet. Toplanan hasılat 604.700 lira.

Herkesin gözü Kocaelispor’un tek milli futbolcusunun üstünde. İzmit’in köylerinden birinde doğup büyümüş, güçlü fiziği ile dikkati çeken bu sarışın defans oyuncusunun adı Yusuf Altıntaş. Yusuf’un ağabeyi Yaşar da takımda. Yusuf gelecekte Galatasaray’ın sembol futbolcularından, Yaşar ise ligin iyi sol açıklarından biri olacak. Solbek Murat Vatansever, maçta bir de gol atacak olan ortasaha oyuncusu İbriç ve kaleci Erhan da Kocaelispor tarihinin unutulmaz simaları olarak hatırlanacaklar. Büyük kaptan Mahir’i ilk kez bu maçta gören çocuk, çok yakın bir gelecekte işadamı olan babası sayesinde katıldığı bir kutlamada Mahir’le yan yana fotoğraf çektirme şerefine nail olacak. Ve o fotoğraf hayatının geri kalan albümünde hep albümünde yer alacak.

Erhan – Gürbey (Zeki), Mahir, Yusuf, K. Murat – Baturman (Orhan), Turgay, Mustafa – B. Murat, İbriç, Yaşar şeklinde çıkıyor sahaya Kocaelispor. Devir 4-3-3 devri. Devir soyadlar yerine ismin başına büyük-küçük ibarelerinin koyulduğu bir devir. Yağmur sonrası gölcüklerle dolup çamur deryasına dönüşen sahadan 4-0 galip ayrılıyor Kocaelispor. Ertesi gün yerel gazetedeki maç yorumlarına bakan çocuk, bir tek Büyük Murat’ın dört yıldız aldığını görüyor. Üç gol birden atıp hat trick yapan bir futbolcuya az bile. Beşiktaşlı Ziya tarzı uçan kafalar attığı için Büyük Murat maç sonunda çamurdan bir adama dönüşüyor. Ne yüzü ne de forması seçilebiliyor. Ama çocuk onun sayesinde futbolun ne meşakatli bir iş olduğunu ve sahada mücadele etmenin önemini kavrıyor.

Çocuğun futbolu ve Kocaelispor’u sevmesi için bu bir maç yetiyor işte. Yıllarca orta sıralarda dolaşmasına rağmen takıma desteğini hiç kesmiyor. Ve bir gün geliyor, bu desteğinin semeresini görüyor. Çünkü Kocaelispor kendisine çok uzak görünen kupalara uzanıyor, ligde hayli iyi yerlere geliyor, hatta haftalarca liderlik koltuğuna ambargo koyuyor.

O çocuk bugün 36 yaşında ve bu satırları yazıyor. Yazarken 16 yaşında tutmaya başladığı Kocaelispor defterinden faydalanarak tazelemeye çalışıyor anılarını. Cafer Zorlu’nun bir karikatürü var o defterde. Fenerbahçe ve Galatasaray’ı temsil eden iki tane çıplak hatun. İkisinin de poposunda yedikleri şaplaktan dolayı çıkmış bir el izi var. KOCA-ELİ yazıyor karikatürün altında. Üstte ise şu satırlar: “Kocaelispor Fener’den sonra G.Saray’a da son dakika şoku yarattı.” Kastettiği Fenerbahçe maçı 1985-86 sezonunda oynanan ve kaleci Yaşar’ın, namı diğer Kova Yaşar’ın Bülent Baturman’ın son dakikada yaklaşık kırk metreden vurduğu topu önce tutup sonra da kalenin içine bıraktığı meşhurrrr maç. En azından İzmit’te çok meşhur. İstanbul’daki Galatasaray maçında ise bu kez Muharrem’in yaptığı orta stoper Raşit’e çarpıp gol oluyordu. Ki o Raşit 1977-78 sezonunda 2. Lig’de Kocaelispor’un gol kralıydı.

Kocaelispor’un Sefa Sirmen öncesi 1. Lig Serüveni
Takımı çıkaran oyuncularla yola devam eden Kocaelispor 1980-1981 sezonunda on altı takımlı ligi sekizinci sırada tamamlıyordu. O sezonun akılda kalıcı başarısı ise Körfez7in Trabzonspor'un kendi evindeki yedi yıllık yenilmezliğine son vermesiydi. Ligdeki ilk maçını Mersin İdman Yurdu’na kaybeden Körfez, galibiyetle ancak sezonun üçüncü maçında, deplasmanda Eskişehir karşısında tanışıyordu. Lige yeni yükselmiş ve neredeyse hiç transfer yapmamış bir takım için ilk sezonunda sekizincilik azımsanmayacak bir başarıydı.

Körfez ikinci senesinde iki basamak gerileyerek on yedi takım arasında onuncu oluyordu. 1982-83 sezonunda ise artık ligde on sekiz takım vardı ve lig bittiğinde Körfez dokuzuncuydu. 1983-84 sezonunda da aynı nakarat terennüm ediliyor ve lig sekizinci olarak bitiriliyordu. 1984-85 sezonunda işler biraz değişiyordu.

Yusuf’u Galatasaray’a veren Kocaelispor bu takımdan Hollanda liginde Cruyff’la karşılıklı top oynamış bir ortasaha oyuncusu olan ve Total futbolu iyi bilen Ahmet Keloğlu’yla, ligin kemik defans oyuncularından Ali Çoban’ı alıyordu. Bu iki oyuncuya özellikle genç takımdan yetişen santrafor Haluk’un, sonra da Baturman, İbriç ve Yaşar’ın müthiş formu da eklenince Körfez lige fırtına gibi giriyordu. İlk yarı ilk üç için mücadele eden yeşil-siyahlılar biraz hakemlerin, biraz kendi kabahatiyle sezonun sonuna doğru hız kesiyor ve ligi ancak yedinci tamamlayabiliyordu. Bu başarı da şüphesiz futbolculuktan gelmeyen teknik adamların en büyük temsilcisi teknik direktör Şener Dal’ın da katkısı büyüktü.

Ardından Kocaelispor’un düşüşü başladı. Ertesi sezon ligi on dördüncü bitiren Körfez, bir sonraki sezon (1986-87) küme düşüyordu. Belki de takımın kendini toparlaması için en hayırlı olan da bu olacaktı. Fakat ülkeyi etkisi altına alan seçim rüzgarları siyasi menfaatleri futbola yönlendirmişti.

1987-1988 sezonuna 2.Lig'de başlayan Bursaspor ve Kocaelispor yeni sezonun iki haftası çoktan oynanmasına rağmen dönemin başbakanı Turgut Özal'ın isteği ve idari mahkemenin kararıyla tekrar 1.Lig'e alındılar. 1987-1988 sezonunda bu takımların oynadığı maçlar geçersiz sayıldı, fikstür yeniden düzenlendi ve lige devam edildi.

Apar topar 1. Lig’e yükseltilen Kocaelispor 2. Lig için kurulmuş mütevazının da altında bir kadroya sahipti. Bu yüzden üst üste alınan başarısız sonuçlar kimse için sürpriz olmadı. Ara transferde takıma yeni futbolcular monte edildi edilmesine ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti sanki. Yeni transferlerden bir tanesi vardı ki kısa sürede ligimizin unutulmayan santrforlarından biri haline gelecekti.

Kocaelispor’un parasızlık içinde kıvrandığı bir dönemdi. Bu yüzden Alman bölgesel liglerinden oyuncular alınabildi ancak. Bunlardan bir tanesi gerçek mesleği kasaplık olan Engelbert Buschman’dı. Dokuzuncu hafta forma giymeye başlayan Buschman ilk yarı bittiğinde 8 gol kaydetmişti bile.

Arkadaşları tarafından “Buşi” diye çağırılan bu güçlü fizikli golcünün bir diğer sansasyonel başarısı da ilk yarıda üç büyük İstanbul takımına da gol atmasıydı. Ama Kocaelispor’un Buşi’nin golleri bile kurtaramayacaktı. Kocaelispor iki sezon üst üste birinci ligden düşen takım olarak lig tarihine geçiyordu. Düşerken bile numarasını yapmış, kendini hatırlatacak bir not düşmeyi başarmıştı tarihe Körfez.

Sefa Sirmen’li Kocaelispor
1988-89, 1989-90 sezonlarını 2. Lig’de geçiren ve bu süreyi ehveni şer şeklinde geçiştiren Kocaelispor üçüncü sezonunda (1990-91) 1. Lig’e yeniden yükselmeyi başardı. Üstüne üstlük bir 2. lig takımı olarak Türkiye Kupası’nda yarı finale kadar gelebildi. Bu takımda dikkat çeken ve Kocaelispor’un “tüm zamanların en iyisi” denebilecek kadrosunda yer alacak oyuncular vardı. Şekerspor’dan alınan Bülent Uygun bunlarda biriydi. Bülent Uygun Kocaelispor’un en güzel dönemlerinde forma giyme şansını buldu. Dört sene boyunca çok iyi futbolcularla aynı takımda yer alıp, önemli başarılara imza attı. Bülent Uygun’un ismi Kocaelispor Dreamteam’in oyuncularından biri olarak yeşil-siyahlı taraftarların kalbine kazındı. Benzer bir diğer oyuncu ise Kocaelispor’dan sonra Bursaspor ve Fenerbahçe’de başarıyla forma giyecek olan Tuncay Akgün’dü. Tuncay ligimizin oyunu iki yönlü oynayabilen ilk ortasaha oyuncularından biriydi. Golcü Ergun ve solbek Halil İbrahim de bu takımda parlayan genç yeteneklerdi. Takımın tecrübe eksiğini gidermek içinse Ziya Doğan ve liglerimizin o zamanlardaki Ceyhun Eriş’i, Mahmut Aydın vardı.

1992-93 Kocaelispor efsanesinin doğduğu yıl oldu. Başkan Sefa Sirmen ve teknik direktör Güvenç Kurtar’ın kumandasındaki Kocaelispor lige damgasına vuracaktı. Takımın her mevkisinde olağanüstü nitelikleri olan futbolcular vardı. Ali Şen’in tavsiyesiyle alınan Ömeroviç kalede, Mirkoviç sahanı her yerinde ve Kuzmanovski ise liberoda ligin en iyi yabancıları olarak ilan edilmeyi hak eden performanslar ortaya koyuyorlardı.

Yeni transfer Saffet Sancaklı ve Ergun forvette süper bir ikili oluşturmuşlar, her maç bütün rakip defanslarını üstüne kabus gibi çöker olmuşlardı. Bülent ve Tuncay ise artık tartışmasız ligin en iyi ortasaha oyuncularındandılar artık. Melih Gürbüztürk de güçlü fiziğiyle bu ikiliyi tamamlıyordu. O dönemde Kurtar’ın her maç şans verdiği Sefer Yılmaz’ın alameti farikasını ise bir türlü anlayamıyordu tribündekiler. Sefer ismi her gündeme geldiğinde “Güvenç Hoca’nın alt kat komşusu, ondan giriyormuş takıma,” türünden espriler yapılması adetten olmuştu artık.

Şampiyonluk Türküleri
Kocaelispor ilk yarıyı lider olarak tamamladığında artık İzmit’te herkes açık açık şampiyonluktan söz etmeye başlamıştır. Başkan Sefa Sirmen de hedeflerinin şampiyonluk olduğunu söylemektedir. (Hoş, Sirmen Kocaelispor’un küme düşeceği 2002-2003 sezonunun başında da diyecektir bunu. Takım küme düşünce de ceketi alıp gidecektir. Kocaelispor’a onca yıllık hizmetindeki en büyük lekesi de bu olacaktır zaten.)

Takım gerçekten de kendilerini şampiyonluğa götürebilecek bir ritim ve ruh yakalamıştır. Üstelik bu sezon ligimizde şampiyonluğa koşmuş olan Sivasspor gibi maddi sorunları da yoktur kulübün. Ama ligin sonuna doğru kayıplar yaşanmaya başlar ve Körfez ligi Fenerbahçe’nin üstünde dördüncü bitirir. Neden böyle olmuştur, onu da Bülent Uygun yıllar sonra Sivasspor’un hocası olarak açıklar bunun nedenini: “İstanbul takımları istiyor sizi, ikinci yarıda fazla zorlarsan kendini sakatlanırsın gidemezsin, dediler bize. Başta ben olmak üzere konsantrasyonumuz bozuldu.”
TÜRKİYE 1.LİGİ 1992-1993 SEZONU

1. Galatasaray 30 20 6 4 74 21 +53 66
2. Beşiktaş 30 19 9 2 68 23 +45 66
3. Trabzonspor 30 17 9 4 57 27 +30 60
4. Kocaelispor 30 17 8 5 56 30 +26 59
5. Fenerbahçe 30 18 4 8 75 41 +34 58
6. Bursaspor 30 12 6 12 42 42 0 42


Ertesi sezon (1993-94) Bülent Uygun gider, Beşiktaşla özdeşleşmiş Turan Uzun ve Zeki Önatlı gibi oyuncular gelir. Aşı tam tutmaz, Saftig’li (sonrasında Güvenç Kurtar’lı) Kocaelispor diğer oyuncularını muhafaza etmesine rağmen ligi ancak altıncı bitirir.

1994-95 sezonuna Mustafa Denizli ile başlayıp büyük sükse yapan Körfez ne yazık ki 7-1’lik Beşiktaş mağlubiyetini de içeren berbat bir sezonun ardından ligi dokuzuncu tamamlar. Neyse ki 1995-96 sezonunda Tayfur Havutçu’lu, Faruk Yiğit’li, Ümit İnal’lı ve John Lesiba Moshoeu’li (Moşe) kadrosuyla kendini yine bulur ve ligi beşincilikle bitirir. Beşiktaş’tan 7-1’in intikamını almayı da ihmal etmez. Kara Kartal’ı İzmit’te 1-0, İstanbul’da ise 5-3’lük skorlarla yenen Körfez, Cim Bom’u da İstanbul’da Saffet’in üç, Kaan Dobra’nın bir golüyle 4-0’la geçerek bir kez daha spor sayfalarının manşetlerine yerleşir.

21.04.1996 İnönü Stadı
Beşiktaş 3 Kocaelispor: 5
Hakem: Vahap Beyaz


Beşiktaş
1. FEVZİ TUNCAY
2. RECEP ÇETİN
3. MUTLU TOPÇU
4. ALİ GÜNÇAR
5. FEHMİ ALPAY ÖZALAN
6. SİNAN DEMİRCİOĞLU (Metin Uzun dk. 26) (Fuat Usta dk. 79)
7. OKTAY DERELİOĞLU
8. RIZA ÇALIMBAY (Sertan dk. 60)
9. MEHMET ÖZDİLEK
10. MUSTAFA ÖZKAN
11. STEFAN KUNTZ

Kocaelispor
1. ÖMER ALPER BOĞUŞLU
2. MERT MERİÇ
3. TOPRAK KIRTOĞLU (İlhan dk. 55)
4. OSMAN ÇAKIR
5. TURAN UZUN
6. TAYFUR HAVUTÇU
7. FARUK YİĞİT
8. SAFFET SANCAKLI
9. ZEKİ ÖNATLI
10. JOHN LESİBA MOSHOEU
11. KAAN DOBRA

GOLLER
KAAN DOBRA (24.dk), FARUK (45.dk), SAFFET (80.dk), MOSHOEU (48.dk; 76.dk), STEFAN KUNTZ (23.dk; 57.dk) ALPAY (70.dk)

1996-97 sezonunda yedinci olup, önceki seneye nazaran iki sıra gerilemiştir Körfez. Ama bu başarısızlığını kupa finalinde Trabzon’u eleyip Türkiye Kupası’nı müzesine götürerek telafi eder. Trabzon’daki ilk maçta Soner’in eski takımına attığı golle 1-1 berabere kalan Kocaelispor, İzmit’teki ikinci maça Stingaciu – Mirkoviç, Toprak, Osman, Turan – Tayfur, Evren, Zeki, Nuri – Moşe, Faruk onbiriyle, yani son derece dirençli bir onbirle çıkar.

Gol maçın sonlarında, 85’inci dakikada Nuri Çolak’ın ayağından gelir. Sonraki oyuncu değişiklikleri yalnızca zamana oynamak amaçlıdır. Erhan Albayrak, Soner Boz, Kaan Dobra golden sonra sırayla girerler oyuna. Muhittin Boşat’ın çaldığı bitiş düdüğü yalnızca karşılaşmanın bittiğini değil, Kocaelispor’un kupa şampiyonu olduğunu ilan eder. Mustafa Denizli’nin milli takımın başına geçmesiyle boşalan teknik adamlık görevine getirilen Holger Osieck Körfez’e kupa kazandıran tek yabancı hoca olarak anılacaktır artık.

1997-1998 sezonunu onuncu olarak bitiren Kocaelispor’un başına ertesi sezon Güvenç Kurtar getirildi. Körfez Kurtar’la 1998-99 sezonunu beşinci bitirmeyi başardı ve İntertoto Kupası’na katılmaya hak kazandı.

Kocaelispor’un son büyük başarısı 2001-2002 sezonunda geldi. Beşiktaş ile Bursa Atatürk Stadı’nda oynanan (Bursaspor taraftarlarının her iki takımla da kanlı bıçaklı olduğu düşünülünce, bu maçın buraya verilmesi şaka gibi bir şey!) Fortis Türkiye Kupası finalinde Kocaelispor sahadan 4-0’lık bir galibiyetle ayrılarak son büyük kupalarını kazanmış oldu.

Bir sonraki sezon küme düşecek, halihazırda sıkıntılarla boğuşan ve çok da parlak olmayan bir kadroya sahip Kocaelispor’un böyle bir şeyi başarması inanılır gibi değildi. Ama Hikmet Karaman’ın sahaya sürdüğü onbir inanılmazın da gerçekleştirilebileceğini kanıtlıyordu. Gollerin adı Cihan, Lazarov, Kaan ve Serdar’dı.

Bursa Atatürk Stadı
BJK: 0 Kocaelispor: 4
Hakem: Metin Tokat


Kocaelispor
77. AHMET ŞAHİN
2. FARUK SARMAN
8. ORHAN AK (Engin Öztonga dk.28)
5. NURİ ÇOLAK
7. KAAN DOBRA
10. ALEKSANDAR YORDANOV ALEKSANDROV (Ayew dk.70)
11. ZDRAVKO IVANOV LAZAROV (Serdar Topraktepe dk. 629
13. AHMET ARSLANER
15. AYMAN MOHAMED ABDELAZİZ
18. CİHAN HASPOLATLI
33. CEM SİNAN VERGÜL

Beşiktaş
1. THOMAS MYHRE
3. TAYFUR HAVUTÇU
4. AHMET YILDIRIM
5. RONALDO GUIARO
7. ZOUBAIER BEN M.A. BAYA
10. AHMET DURSUN
17. TAMER TUNA (Sertan dk.78)
18. ERMAN GÜRAÇAR
19. İBRAHİM ÜZÜLMEZ
20. TÜMER METİN (Ümit Bozkurt dk.88)
26. İLHAN MANSIZ

GOLLER:
CİHAN (44.dk), LAZAROV (59.dk), KAAN DOBRA (82.dk), SERDAR TOPRAKTEPE (83.dk)

Kaynak : http://spor.ekolay.net/Haber.asp?PID=2682&HaberID=551308

01.07.2008

Yeter be Milliyetçi

Öyle alıştırmıştım ki kendimi. Seneye italya da Terim'i izleyeceğim, Seria A'ya şike olaylarından sonra biraz ısınacağım diye. Sen ne yaptın? Hem benim hem Ertuğrul Sağlam'ın hem bir sürü benim gibi adamın hayallerini yıktın. Hani sen çok artistin? hani Herkese gider yapıyordun? Ne oldu sana Terim?! Yeter git artık macera ara Fetullah Gülen amerikadan dönecek diye mi kaldın? Seneye kadroyu onunla beraber mi kuracaksın?! Yoksa diğer cemaatlerin etkiside olabilir mi?! Hangi cemaate girsek milli takımda oynayabiliriz?! Milliyetçiyim dedin, başkasına Yetersiz Milliyetçi dedin anladık ama Yettin artık Milliyetçi!!

Yeni Serhat Sağat

Gölcükspor dan genç yaşta Kocaelispor'a transfer oldun. Belli ki bir yetenek var. Ama imza sonrası uzatılan mikrofona bu kadar gevşek bu kadar saçma sapan laflar edilmezki.

Tv41 muhabirlere para vermemek için heralde yürüyüş yolundan birini çıkarmış vermiş eline mikrofonu "sen takıl kafana göre" demiş. Saçma sapan şeyleri bile soramayan bu abimiz. Sonunda "hedefin nedir" diyor İbrahim'e oda cevaplıyor abinin kahvede muhabbet ettiği mahalle esnafı havasına kapılmış olmalı ki "Harb İş spor'da hedefim Gölcükspor du. Gölcükde hedefim Kocaelispor oldu ve şimdi burdayım, bundan sonrada istanbul; Fener, Galatasaray, Beşiktaş artık hangisi olursa"

Şimdi sana bi "hassiktir lan" derdim ama neyse. Ulan yeni Bir Serhat Sağat vakası mı yaşıyoruz ne oluyor?!.

Dorde Tutoric , Mirko dan bir transfer daha

Kızılyıldız defansını aldık, Dusan Andjelkoviç'den sonra takım arkadaşı Dorde Tutoriç'i aldık. Mirko bize bütün sırpları kakalıyor olmasında.. Ufuk Çam ile oynarlar seneye defansın göbeğinde. ilk açıklamalarında "Türkiye ye geldiğim için çok mutluyum" gibi şeyler söyledi. 3 yıllık anlaşma yapılmış yaşlı 1984 doğumlu artık Ufuk'a amca filan demesi lazım. buyrun kaynak burada

30.06.2008

Kaleci Tuncay Şanlı

Turnuvada gol yemeyen tek kalecidir kendisi. Önünde düğmemi iliklerim..

28.06.2008

Yeni Mirko

Mirkoviç kefil olmuş kızılyıldız dan geldi hemen atkı açtırmışlar. Dusan Andjelkoviç imzayı attı..

Kaç Lincoln Kaç


Lincoln olsam şu saatte galatasarayla hiçbir bağlantım kalmazdı. Kalli denen adam kadro dışı bıraktığı an siktir çeker giderdim. Zaten her maç adamın ağzına sıçıyorlar resmen dövüyorlar maçlarda. Teknik adam olmak zor zaten memleketimde 5 sene ikinci ligde olan bi takımım olduğu için daha iyi biliyorum.


Neyse Lincoln piyasada yok kaç gündür. Galatasaray yöneticileri ağlıyorlar Lincoln yok diye. Nasıl bir yöneticisin sen futbolcundan haberin yok. Ne büyük rezillik. Adamı getirirken 24 saat ara aldıktan sonra yüzüne bakma mı yapıyorlar. Hem ağzına sıçtınız adamın hemde medyayaa "kaçak" muamelesi yapırdınız. Biraz kendinize bakın lan gavatlar.. Adnan Polat futboldan uzaklaşsın zaten şerefsizin kafandaki resmidir kendisi. Hadi afrikalı futbolcun olur belki anlarım meleketindedir haber alamazsın orası afrikadır. Ama bu yönetim ayıbı değildir de nedir?

Tatangalara az kullanılmış d-smart

Bir sezon kullanılmış d-smart var. Siz nasıl olsa 1.ligde müebbete bağlarsınız. En kötü ihtimalle bir sene kiralarım. yaşasın süper lig.. yaşasın lig tv.. Siz dinleyin ertem şener i. Tunç Kayacı mi Tarakçı mıydı onun yorumlarını dinlemeye devam.. Turkcell Süper Lig, Hiç Bitmesin!..

27.06.2008

Sil Baştan Transfer

Trabzonspor un transferlerini görünce aklıma geliyor; Şebnem Ferah - Sil baştan, Ersun Yanal a gelsin. Sil Bastan - Sebnem Ferah

26.06.2008

Biz Buyuz

Şampiyon olabileceğimizi son maçta oynadığımız futbolla gördük ve en çok buna üzüldüm. Demek top oynayabiliyormuşuz. Gökhan Zan bile iyi oynadı dün akşam. Tek kale oynayıp 3 gol yedik. Futbol tanrıları önceki maçlarda bize fazla mesai yaptıklarından artık yanımızda değillerdi. Şut üstüne şut çekip, Almanları rencide ettik. Her topa saldırdık her topu biz kazandık. Sabri ilk golde armut gibi kaldıysa da ikinci yarı Podolski yi rüzgarıyla etkilemiş, peşinden koşturup durmuştur. Kazım Kazım annesinin dediği gibi iki kişilik oynadı ama sadece ilk yarı.

Hamit in eline su dökemez hiçbir alman futbolcusu. Böyle yetenekli bir futbolcumuz var. Almanlar boşuna ağlamıyor ”Türkleri biz yetiştiriyoruz ama Türk milli takımını seçiyorlar” diye.

Ayhan’ı ekranda epeydir futbol oynarken görmüyorduk girdi takır takır oynadı.

Mehmet Topal çok iyi oynadı. Bir defans oyuncusu olarak iyi pas yapmanın ne kadar avantajlı olduğunu gösterdi bize. Attığı birkaç uzun top ve Gökhan ın ayağına top geldiğindeki telaşı onda görmedim. Elbet bazı hataları oldu ama kaç senedir defansta oynamayan bir adamdan daha ne bekliyoruz..

Uğur Boral bu maçta bana İbrahim Üzülmez i hatırlattı, onun gibi koştu sol tarafta delicesine.

Orta sahada Ballack'ı göreniniz oldu mu?

“Atarsa Semih atar” efsane bir slogan oldu. Finale çıksak belki de gol kralı bile olabilirdi. Yine son dakikalarda bir gol attı yüreğimizi zıplattı. Almanlar Hırvatlar veya Çekler gibi yıkılmadı bu gol sonrası, önceki maçlar onlara referans olmuş adeta bizim gol atacağımızı bilir gibiydiler. Dedim ya bizim Tanrılarımız önceki maçlarda fazla mesai yapmışlar yanımızda değillerdi. Bu maç en iyi hatta tek iyi oynadığımız maçtı ve bu maçta elendik. İşte biz böyle dengesiziz. Kimsenin şaşırmaması lazım.

Adama sorarlar; “Kötü oynarken tur atladığına inanıyorsun da , iyi oynarken elendiğine mi inanmıyorsun” diye. *

*Teşekkürler Nasrettin Hoca

25.06.2008

Seviyoruz Sizi

HEYRET EY TÜRK!
Türkiye’nin bir nömreli idman neşri "Fanatik" Dergisi dünyanın en güçlü futbolcularından olan C. Ronaldo'ya böyle bir sual vermişti: Eğer Türkiye kulüplerinden davet gelse, gidersen mi? Ronaldo ise, idmancı centilmenliyine yaraşmayan tarzda, özünden razı şekilde bele cevap vermişti: "Men, Türkiye adlı devleti tanımıram." Heee, tanıdın mı Ronaldo?

Azeri basını yazmış. zuhaha

24.06.2008

Çok güldüm

Oynaaar..

-Yavrum bi başına tahım
-Çıksın bi başına oynasın o zaman
-Oynaaar

Servet'in annesiyle Ayhan'ın annesi arasında geçiyor ya bu diyalog. Servet'in bacağı kopmamışsa bu maçta oynar diyorum. Servet çok gaz bi adam, Fatih Terim'de iyi gaz verenlerden. Ne yapar eder gaza gelmeye müsait Servet oynar bu maçta. İnşallah sakatlık olayının b.ku çıkmazda şu maçıda atlatır, yoksa Fatih Terim'in çaktırmadan yaptığı gariban edebiyatı gerçek olup hakikaten Tolga orta sahada filan oynayacak.

"Gökdenizim in Rusyada neler yaptığını bilmez gibisiniz hanımlaarrr" hadi lan 10 numara çık şu maçta bide sen şovunu yap ekran başında orgazm et bizi. Bi Gökdeniz e kaldık gibi. Ortada hiç adam kalmadı. Tümer de oynayabilir yarın, olurda bi serbest vuruş veya yunanistan maçındaki gibi bi kaleci bulursa oda atabilir.

Servet ölümüne oynar diyorum bu maçta ancak futbolunu riske atacaksa engel olmalılar. İnsan kafayı yer büyük sorumluluk altında veya altında hissediyor kendini. Öyle bi hava yarattık ki, sanki bi milletin kaderi onların elinde varsın yenilin, size bir şey olmasın..

Korfez.org üyesi Muammer Çelik

Körfez.org forum yine şeklini koydu As Başkan Muammer Çelik foruma transferler hakkında açıklama yapmış:

"transferlerle ilgili sitede sizlere gelen haberlerle ilgili haklı olarak yorumlar yapıyorsunuz.bu nedenle sizlere net bilgileri aktarmak istedim.bildiğiniz gibi serdar,musa,anjelkoviç,bülent bölükbaşı,cesar,net olarak anlaşıldı.tutariçle anlaştık cuma günü yazısı gelecek.gilasla ilgili kendisiyle ilgili prtoblemiz yok dört menejeri çıkınca kimin kulübe getireceğini yetkinin hangi menejerde olduğunu bekliyoruz.krita ve tumla anlaştık.burda higuen ve gordon gündeme geldi.bu hafta sonuna kadar bunlardan ikisi arasdında karar verecez.ademi kesinlikle vermiycez.iyi bir takım oluşturmaya çalışıyoruz.ilk senemiz tüm takımların süper ligde kadrosu var takviyeler yapıyor.biz eskilerle yenileri kaynaştırıp geçmişteki körfezimi yaratmak istiyoruz.geçen senede transfer dönemişnde tenkit edildik.ama bizler inandık süper ligteyiz.hiç merak etmeyin körfeze yakışır ,körfez gibi takım olacaz.çünkü biz körfezliyiz."

50 tane yabancıdan bahsediliyor, kaç tane oynatmayı düşünüyorlar bende bunu anlamadım. Lütfen Tum'u alıp bizi verem etmeyin.

22.06.2008

Kezman ve Nobre haberleri üzerine

Son günlerde yerel basında çıkan Nobre ve Kezman haberlerini okudukça (burada) "allah allah" diyorum kendi kendime. "iyice şaşırdı gene bu gazeteciler" sonra öğreniyorum gerçekten yönetimin böyle girişimleri olmuş. Kezman ı fenerbahçe yollamaya çalışıyor zaten. Nobre yi ertugrul sağlam pek sevmedi o bobocu. Nobre kendini paralasa bile gözüne giremedi.

Bu yönetim o kadar parayı nasıl bulur, nerden cesaret aldılar diye düşünürken. İzgaz'ın özelleştirmesine Yıldırım Demirören ve Aziz Yıldırım'ın ortağı veya sahibi olduğu şirketlerin katılacağını duydum. Serhan Gürkan'ın belediye başkanının peşinden koşması bu yüzden değildirde yinede aklıma geldi. Zaten Kezman dan kurtulmak isteyen Aziz Yıldırım Yanına bide ihale alsa fena mı olur. Ayrıca haberin yorumlarında ve forumlarda okuyorum, kimse beğenmiyor Nobre ve Kezman'ı. Elimizdeki forvetler Ahmet Dursun ve Taner Gülleri olunca insan daha bi şaşırıyor yorumlara.

Yunus Altun Karşıyaka da

Yunus'u devre arasında Mardinspor dan aldığımızda zaten takımda "ligi orta sıralarda bitirsek yeter" havası vardı. Sezon sonunda neredeyse 2.ligden bile düşme tehlikesi yaşasakta muciza Uşakspor galibiyetiyle rahatlamıştık. Yunus Altun 2.lig golcüsü diye bilindi hep, 2.lig gol kralı oldu 2 kez. Konya, Rize, bursa, mardin gibi takımlarda oynadı.

Geçen sezon Etimesgut Şekerspor da oynadı Yunus yine onun için normal bir rakam 16 gol atmış. Gelecek sezon için Karşıyaka ile anlaşmış. Artık bir İzmir takımı görmek istiyorum süper ligde ve Yunus'un başarılıda olmasını istiyorum. Yunus'un bizden ayrılması kötü olmuştu. Sakat denildi ama oynuyordu maçlarda Yeni sezon başında beşiktaş aşığı teknik direktörümüz Fuat Yaman gönderdi takımdan Yunus'u klübün yine maddi sıkıntılarda olduğunu bilen Yunus alacaklarını bile bağışlamıştı.

Karşıyaka da gelecek sezon iki eski Körfezli olacak forvet hattında; Özgür Karakaya, Yunus Altun özgür de yunus da 30lu yaşlarında bu sene çıktınız çıktınız, bir daha süper lig görmeniz zor olacak çocuklar. İzmirden bi takım gelsin artık.

0(sıfır) oyla çarpan votka

Vay be.. Bu biraz sert oldu. Hiç beklenmedik şekilde rusya , hollanda ya çaktı. En önemlisi turnuva başından beri çok iyi oynayan Hollanda yı ezerek yenmeleri Rusya arap atı gibi turnuvaya sonradan açıldı. Blogun anketinde hiç kimsenin rusya ya şans vermemesi normaldi maç öncesi. Oyunuzu değiştirin diye bi buton var bakalım Hollanda diyenler Rus votkasından sonra ne yapacaklar.

Birde unutmadan yunanistan'a oy veren iki arkadaşa selam ederim..

21.06.2008

Geri Vites Güntekin

Maç sonu sokağa çıkmadan önce ntv'yi açtım bi baktım hırvatlarla bizimkiler kapışıyorlar. O sırada görüntüde Rıdvan Dilmen konuşuyor yanında Güntekin Onay var. Tabi onlar olayları görmüyor. Ercan Taner hemen araya girip olaylardan bahsediyor. Boynunda atkıyla takılan Güntekin haberi duyar duymaz bi telaş içine giriyor. Hemen atkıyı çıkarıp kamera arkasına veriyor.

Len Güntekin, canlı yayında stüdyo çalışanlarına gider yapmayı biliyorsun ya ne oldu hemen geri vitese bağladın. Olmaz kardeşim, demek seni deplasmana götürsek hemen satacaksın bizi.

Terim Göster Ama Elletme Dedi

1. Tedavi Öncesi
2 Tedavi Esnasında
3. Tedavi Sonrası

Hani Malkoçoğlu 10tane Bizanslının üstüne atlarda adamların hepsi ölür, ekran başında “Hasie len bu kadar da olmaz” denir ya. Hırvatlar bundan daha iyisini demiyordur. Atarilerde adamınız ölmeye yakın bi hak alırsınız veya deyvid kapırfiıld’ı görüp “oha hayvan!” dersiniz. Bu maçı anlatmak mümkün değil. Bambaşka bi güç var. Artık “iman gücü” mü dersiniz “bala g.te kazandık” mı? Ben bilemedim. Ama şunu biliyorum Hırvat olmak istemezdim.

Nasıl bi g.t oluştur o. Daha maç bitmedi sen Türklerin eskiden Şaman olduğunu bilmez misin? Adama böyle yaparlar.. Yar saçların lüle lüle Piliç sana güle güle

Aboov #2 Penaltılar

Aboov

19.06.2008

Çok profesyoneliz

Israrla diyorum amatörce yönetiliyoruz. Etiket asbaşkanımız geçen gün yerel gazetelerden birine böyle bir açıklama yapmış. Şimdi bikaç sorum olacak Sayın Muammer Çelik beye.

Çok profesyonel olarak, basın toplantısı yaparken, bir gazetecinin "yabancı transferinde kimlerle görüşüyorsunuz isimler belli mi?" diye sorduğunda "Yahu çocuklar açıklamak istemiyorum adamların bi sürü menajeri çıkıyor sonra fiyatı yükseliyor" dediniz mi? Eveettt... Peki gazeteciler biraz ısrar edince hadi iki isim veriyim havasında "gidip izlediğimiz adamlar şunlar ee öö ıı neydi lan adı hah durun telefonun mesaj kısmına yazdım" deyip telefonunuzdan adamların adına bakıp süper telafuzunuzla açıklamadınız mı basına... Onlarda ertesi gün manşetlere bastı yalan yanlış o kadar ki adamları google bile bulamıyor o kadar yanlış yazmışlar yani. Gazetecinin biri siz adamın adını telafuz edemeyince hamle yapıp elinizdeki telefonu kavrayıp transfere bakmaya çalışmadı mı? Evet ya çok profesyoneliz o kadar ki bi telefonla hallediyoruz transferi..

Güzeller #1 Baba Beni Eve Götür - Yiğiter Uluğ

Baba Beni Eve Götür

Baba beni maça götür" demişti Çocuk... Adam, Çocuk'u elinden tuttu ve maça götürdü. Henüz okula bile gitmeyen Çocuk'un yaşamındaki ilk maçtı bu. Genç bir baba olan Adam'ın da oğluyla beraber seyrettiği ilk maç...

Türkiye'nin yeni ve özgürlükçü bir anayasa ile biraz olsun nefes almaya başladığı bir dönemdi. Gençliğin, uzaklarda kopan fırtınaların dalgalarını hissettiği, köhnemiş ne varsa değiştirmek için yüreğinde umut filizleri beslediği yıllar... Futbol denen keyifli oyun sayesinde haritada bir yer edinme gayretindeki Anadolu kentlerinde safiyane hevesler, kabına sığamayan bir enerji vardı.

Evde, okulda, kışlada, camide, velhasıl hayatın her önemli dönemecinde şiddetle büyütülmüş bir toplumun çocukları, tribünde de kolay kolay sıynlamıyordu alışkanlıklarından... "Dayak cennetten çıkma" ydı bu topraklarda... Meşin top, kimi gün kentler arası vahşet gösterilerini tetikliyor, Sivas-Kayseri, Bursa-Eskişehir gibi yıllarca sürecek husumetlerin satırbaşı oluyordu.

Çocuk, önceleri babasının elinden tutarak, delikanlılığa ilk adımın ardından arkadaşlarıyla omuz omuza gittiği her maçta bir tatsızlık çıkacak diye endişelendi. Çoğu maç kazasız-belasız bitti... Yine de kan revan içinde ambulansa bindirilen yan hakemleri, boynunda rakip takımın atkısı var diye ağzı burnu dağıtılmış taraftarları hafızasından bir gün olsun silemedi.

Çocuk'un lise yıllarında Türkiye daha karanlık bir yol aynmına geldi ve statlardaki şiddet, yerini sokaklara sinen ölüm korkusuna bıraktı. O günlerde her mahallede bir otomatik silah tarrakası olağan sayılıyor, durakta bekleyen ya da kahvede oturan insanlar rastgele taranıp canından oluyor, gençlik, kanlı ve çılgın bir oyunun başrolünde oynuyor, oynatılıyordu. Ülkenin can kayıpları her gün çift haneli sayılara ulaşırken, futbolun mabedi Mithatpaşa Stadı'nda sükunet hakimdi. Tribünler, farklı renkler arasında eşit bölüşülür, laf atmalar olsa da hırıltı-dırıltı çıkmazdı.

Ve bir sabah tank sesiyle uyandı Türkiye... Bir dönem bitmiş, bir yenisi başlamıştı. O kadar çok kan akmıştı ki sokaklarda, bütün memleketi kocaman bir kışlaya çeviren, soruları yasaklayan ve sorular üzerine inşa edilmiş kurumların en kutsalı üniversiteyi herşeyin sorumlusu olarak gösteren bu düzeni alkışlarla karşıladı milyonlar... Kökeni dine ya da ataerkil aile yapısına dayanan ayıp ve günahlarla kuşatılmış gençliğin, eli kolu yeni yasaklarla bağlanıverdi. Kıpırdayacak yer yoktu artık...

Tek istisnayla: Stadyumlar!

Generallerin başucu kitabı öyle yazıyor olsa gerek; daha önce Franco'nun İspanya'da yaptığını, 12 Eylül Türkiye'ye uyarladı. Her türlü gösteri, yürüyüş, protesto yasaktı ama maç biletini cebinize koyduğunuz anda bu kuralların hepsini delmiş oluyordunuz. Taksim Meydanı'nda slogan atan bir genç kızı saçından tutup yerlerde sürükleyebilecek kadar hunharlaşan polis, tribün haydutlarına "Lütfen kardeşim..." diye hitap edecek kadar kibardı.

İçin için kaynayan ülke dev bir düdüklü tencereyse, statlar da onun buharını püskürttüğü delikler olmuştu. Ne futbolun futbolluğu kalmıştı, ne taraftarın taraftarlığı... Üniversite kapılarına yığılmış, dünyadaki yaşıtlarından gerilerde bırakılmış, cinsel sorunları çözümsüz kalmış, kimliksiz, eğitimsiz, dolayısıyla da işsiz ve umutsuz sayısız yoksul genç, tek eğlence olarak gördü 11'er kişiyle oynanan bu oyunu... Ama onların asıl isteği, tribünlerde kendi vahşi oyunlarını oynayabilmekti. Bu arada bir iktidar formülü bulmanın coşkusuyla kulüplerin yönetim koltuklarına kurulan açıkgöz işadamları da genç taraftarları ucuza manipüle edebilecek, sağa-sola saldırtabilecek, medyayı dümen sularına alabilecek güce kavuşmuşlardı.

Bunca yıldan, bunca yoldan gelen ve artık "baba" olan öykümüzün başındaki Çocuk, aldı oğlunu yanına ve müthiş bir aymazlıkla stadın yolunu tuttu. Oysa stat, yitirdiklerini haplarda arayanların, hayatı bıçağın sırtında yaşarken, belinden bıçağını eksik etmeyenlerin mekanı olmuştu.

Orayı kontrol ettiğini sananlar tutamıyordu dizginleri artık... İşportada 2 milyona satılan bir çakı kadardı en delikanlı canın değeri... Ve Çocuk elini sıkı sıkı tuttuğu Adam'a yalvardı:

"Baba beni eve götür."

2004 yılında yazılmış bir Yiğiter Uluğ yazısı. Güzeller start aldı..

Daha ne yapsın?!

Resim siteden aynen alındı. Nihat'ın kendi kendine paslaştığı söyleniyor. Bi gecede 2 süpriz yapmıştı ona inanmıştık, şimdi bu sitedekine inanmazsak adamlar sormaz mı? "Gol attığına inanıyorsunuz da, kendisiyle paslaştığına mı inanmıyorsunuz" Bunun adı Nhat mucizesi

http://www.euro2008.uefa.com/tournament/teams/team=135/statistics/distribution.html

18.06.2008

iyidir iyi

Serdar, Umut ve Muhammet İmzaları Attı

Fenerbahçe den çok alengirli bi şekilde ayrılan kaleciyi aldık. Bu sene sıkıntı olmaz kalede. Serdar'ı Bursaspor dan beri biliyoruz iyi kaleci. Yeeği Kılıçaslan sonra 3 tane genç kalecimiz var. Artık sorun olmasın dimi. Ama bizim yönetim belki bi kaleci daha alırız diyor. pafta yetişen ki ne kadar yetişiyorlar bilmeyiz ama 3 tane genç çocuk var. Bizimkiler hala bi kaleci daha düşünebiliriz diyorlar. Neyine senin bi kaleci daha. Bırak adamlar en azından kadroya girerler belki. Bi şansları olur belki. Bi kaleci daha alsan ne olacak bu çocuklar tesislede birbirlerini alıştırırlar anca..

Bu imzalardan üçünede sevindim sadece Serdar değil. Umut Kekili hep diyorum , Ümit Kayıhan'ın bu takıma yaptığı tek iyi iş. Almanya dan aldı getirdi Umut'u. Süper Lige çıkmasak uçardı yuvadan. imza sonrası "Ben zaten süper lig oyuncusuyum, herkese göstereceğim" dedi. Ulan tamam yeteneklisinde hemen g.tün başın oynamış. Sanki önceden süper lig görmüş almanya da.. Vesselam biraz çıtır kalıyor, güçlenmesi lazım "2.ligde daha çok mücadele oluyor, süper lig daha teknik pas filan" dedi yine imza sonrası uzatılan mikrofona. E yalan değil 2.ligde ölümüne saldırıyor millet ve hep şişirme toplar. Orta sahada 2 pas yapmadan hücum ediyorsun çocuk haksız değil ama böyle derken bi gevşeme olmasın Umut. Seni seneye Fener'e filan satar fena para alabiliriz. Çünkü bana göre bizde kalmaz bu çocuk..

Muhammet ise savunmada süper lig görmüş bi futbolcu. geçen sezonun ikinci yarısında süper ikili oldular Ufuk Çam la. Bu ikiliyi bozmayabilir engin hoca ama mutlaka takviye yapar. Yedekte bi iskender süper ligde yemez.. Akçaabat Sebat la süper lig gördü Muhammet ama sağolsun 2 sezonunda takım düştü. Zaten öyle olmasa bize gelmezdi. Hayırlı olsun..

Şu üstteki fotoda biri bana Serhan Gürkan'a bu gömleği kim giydirdi öğrensin. Şaka gibi durmuş adamların yanında. Cuma günü hırvat maçına gidiyormuş viyana kapılarına birazda ben dayaniyim demiştir. Bu gömlekle dayanırsa hiçbir kapı dayanmaz.

16.06.2008

Şu Çılgın Türkler #3 - Assolistler En Son Çıkar

"Yenilsek bile bu takımdan kimse utanmayacak, aslanlar gibi mücadele edecekler" demişti Fatih Terim. Bende ona Seni kesseler acımaz demiştim. Bu nasıl bir maçtır böyle!!! Ne kadar dengesiz ve ne kadar süper bi takımız. İlk yarıda Yunanistan gibi yan top yapmaya başladık bi ara delirdim ekran başında. Emre Güngör ve Mehmet topal dan başlayan telaşe memurluğu ilk yarı herkesde vardı. İki pas yapamaz, sanki koller bizdeymiş gibi şişiren takım olduk. Yao ming kadar uzun Koller her topa vurdu. Servet bi iki itti sonra geldi Emre vurdu. Yok arkadaş adam her topa vuruyor. Umulduğu gibi Koller in golü süpriz olmadı. Ama golden sonra Stadyumdaki sessizliği görünce sanki maçı Türkiye de oynuyoruz dedim.

Fatih hoca seni kesseler acımaz, şu maçıda aldık ya.. Hamit'i sağbekte öldürmeyi 2.yarı mecburen bıraktın ya.. Bugün basın toplantında herkese gider yaptın!.. En çokta şu anneler mevzuunda haklısın.. İki muhabiri tokayliycaksın isviçre meydanlarında bak bi daha yapıyorlar mı?! Fatih Terim'in annesi rahmetli olmuşmudur bilmem (öyleysede allah rahmet eylesin). Olsa en çok Terim'in annesi yakışırdı reklama.. Servet'in annesi yavrım takım derken Terim'in annesi "Hadi len benim oğlum imparator Sen kim oluyorsun" derdi mutlaka.

2. yarı karşı taraftaki yan hakemin bayrağının fırmalası bilmeden belkide yaptığı bir iyilikti. 4. hakemden bayrağı alan Tuncay deparla yan hakeme bayrağı verdi ve oyunun bi an önce başlamasını istedi. Sanki hadi lan başlayın daha "2 gol atıcaz" der gibiydi.. bakın 2 gol diyorum, 3ü hayal bile edemiyordum o zaman. Ama bu çocuklarda nasıl bir inanç varsa nasıl bir gaz varsa valahi helal olsun...

Tuncay, Arda , Nihat , Hamit maçtaki en önemli adamlardı. 2. yarı çeklerin basireti mi bağlandı nedir. Yada bizim klübede bir büyücü var!.. Adamlar şaşırdı bizi seyrediyorlardı resmen.. Böyle bi geri dönüş yok. 2. golü attık ben dua etmeye başladım "allahım nolur maç bitsin, biz malızdır son dakkada bi gol mol yeriz..." diye giden yaklaşık bi dakka süren.... Sonra bi baktım bizim çocuklar ileri ileri diye birbirlerine hareketler yapıyorlar. "Salaklar lan napiyorsunuz" ben hala bizdeki inancın farkına varmamış izmit'ten bağırıyorum isviçre'ye.. İşte herkes böyle maçları kaldıramazmış ya ben daha ne diyim size..

O hamit Nihat'a pası attı ayağ fırladım ağzımı açıyorum laf çıkmıyor. A diyorum ses gelmiyor hesabı.. Bide gol olmasın mı "Çehtir git len